Identitären Bewegung / Değerler (Türkisch)

Cumartesi Viyana’da sağ görüşlü İdentiterler (Kimlikçiler) yürüyüş yaptı, geleneksel olarak sol görüşlü gruplar da karşı mitingi düzenledi. Belki de bir ilk olarak, sol sivil toplum örgütlerin yanında değişik kurululuşlara müntesib müslüman eylemciler de yer aldı. Eylemin seyri hakkında pek de orjinal vakıalardan bahsetmek mümkün değil, 300 civarında Isparta sancaklı sağcılar yürüdü, yüzlerce polis onları korudu, solcular da ’no pasaran‘, ’naziler dışarı‘ gibi sloganlar ile ırkçı eylem ve söylemlerin önüne geçti.

Olayı kanımca enteresan kılan olgu, sayıları az da olsa, müslümanların bu tür eylemlere dahil olmasıdır. Enteresan diyorum, lakin aslında en tabi ve en normal olması gereken bir tutum. Gün be gün artan ırkçı baskısının karşısında azınlıkların yanında yer alan solcularla dayanışmaya girmek belki de en doğal tepki. Ancak Avrupa’da yaşayan müslümanlar henüz kendi değerlerini yeni yeni tartıp sıralamaya başlıyor, doğru sıralandırıp sadece kendi çıkarları ve asli ülkelerinin çıkarları cetveline göre değil de, dinlerinin ve insanlığın islahı doğrultusunda uygulamaya başlıyor.

Açıklayayım:
İmam Şatibi’nin makasıd-ı şeriatına göre Allah’ın insanların islahı için belirlemiş olduğu öncelikler, din, can, ırz/neseb, onur ve mal teminatına göre sıralandırılmıştır. Müslüman olmakla birlikte müslümanlar, bu sorumluluklarla mükelleftirler. Bu sorumlulukların bir kısmı bireysel yerine getirilebilenlerdir, bir kısmı ise ancak toplumsal olarak. Toplumsal olarak yerine getirilmesi gereken konularda yine müslüman toplumu olarak üstesinden gelinebilen durumlar vardır, kısmen de bir azınlık olarak müslümanları aşan durumlar da vakidir.

Örnek olarak can teminatını ele alalım: bir anne ve baba bireyler olarak, çocuklarının can ve sağlığı üzerinde dururlar. Çocuk büyür, kreşe gider, okula gider, ve neticede okula kendisi gidip gelmeye başlar ve böylece toplumsal trafik kurallarının sağlamış olduğu can emniyetinden faydalanır. Bu kurallar çiğnenerek bir birey bundan zarar görse, toplumun şümülünü temsil eden hakimden hakkını arar. Buradaki püf noktası, bireyi aşan sorunlarda şahıs kendi çıkarı için toplumsal mekanizmalara baş vurmasıdır.

Şu an için, İslam dininin gayesinin insanların selameti olduğunu aksiyomatik olarak varsayalım, ki bunun böyle olduğunun ıspatini yapmak bu makalenin çerçevesini aşar. Müslümanların da bu doğrultuda varlarını yoklarını ortaya koymak arzusunda olduğunu varsayalım. Buna rağmen kişinin gücünü aşan konular çıkar, aileler, sonra cemaatlar devreye girer. Bazen belli bir konuda aynı düşünen insanlar olur. Bu insanlar ise belli bir problemin çerçevesinde müttefik olur. Makasıd ve teminat kategorilerinden din, can, mal ve onur konularında sol görüşlüler müslümanların toplumdaki doğal müttefikidir. Nedeni ise, sol doktrine göre insanların din özgürlüğü, ırksal eşitlik, adil mal dağılımı, yaşam hakkı, haysiyet gibi değerleri savunmasıdır. Irk üzerinden kimliklerini tesbit eden, fakirlik korkusuyla mültecileri ihrac etmek isteyen, kültürel üstünlük kompleksi yüzünden müslümanları tahkir eden sağcı faşizan düşünce hem müslümanların, hem de solcuların antitezidir. Naçizane kanaatimce Rasulullah (sa)’in Mekke’deki bi’setten önceki yabancı tacirlerin hakkını Mekkeli elebaşlarına karşı güvence altına alan hilful fuzul örgütünün mensubu olması değişik kesimlerin insanların zülme karşı dayanışma içine girebileceğinin en güzel örneğidir. Nitekim hicretten sonra hilful fuzul hakkında sorulduğunda, cevabı bu örgüte tekrar üye olurdum olmuştur.

Konuya ve savunulan veya islah edilmesi istenen değere göre müttefikler de farklılaşır. Irz ve neseb emniyeti konusunda, solcu görüş ile müslüman anlayışı bağdaşmayacak kadar farklı. Bu tür ‚maksatlarda‘ örneğin hristiyan düşünceli insanlarla el ele vermek gerekir.

‚İçinizden en iyi olanı, insanlara en faydalı olanıdır‘ hadisini Viyana caddelerinde bile okumuştuk. Hiç şüphe götürmez, insanlara fayda konusunda birinci sırada yine din gelir, dolayısı ile insanlarla dinleri arasındaki engellerin kaldırılması en büyük fayda olur. Engel denince, akla belki ilk olarak vücud olan şeyler gelir, ama Avrupa’daki en büyük engel, varolmayan bir şeydir: temas. İnsanlar İslam dininin temsilcileri olan müslümanlar ile temas bile etmiyorlar.

İkincilikte olan can emniyeti konusuna gelince, müslümanlar sadece kendi canları konusunda değil, sorumlu oldukları canların korunmasından da sorumludurlar. Avusturya’ya kadar kaçmaya zorlanmış insanlar aynı şekilde müslümanların da sorumluluğudur. Eğer faşistler müslümanları bir kenara bırakıp sadece mültecileri tehdit etse bile, ve mültecilerin büyük kısmı yine müslüman değil de gayri müslim olsa bile, insanlık ve beni-ademlik adına müslümanlar onlara sahip çıkması gerekir. Ki bahis konusu mitingde ‚müslümanlar ve mülteciler hoşgeldiniz‘ pankartları ile gezerken eylemciler, müslümanların eylemcilerle dayanışmaya girmemesi garip olurdu.

Saymış olduğum bu iki başta gelen prensiplerin uygulanması için, bireyler tarafından toplumsal mekanizmalar nasıl kullanılıyorsa, aynı o şekilde kullanılması gerekir. Bu da müslümanların belli, sınırlı alanlarda olsun, ortak değerleri paylaştıkları kesimlerle temas kurmasıyla olur ve böylece müslümanlar toplumsal mükellefiyetliklerini yerine getirmiş olur. Bu konuda müslümanları müsbet ve şeriatın maksatları doğrultusundaki eylemlerde görebilmek, ilk başta belirtmiş olduğum en enteresan ve zikre değer orjinal haberdir.
Not: burada bilhassa Avusturya Sosyal Demokrat Partisini yerel seçimlerle ilgili en son açıklamalarından ötürü sol düşünce ile bağdaşan bir parti olarak görmediğimi belirtmeden makalemi tamamlıyamıyorum.

Murat Gürol
Netzwerk Muslimische Zivilgesellschaft
Müslüman Sivil Toplum Ağı

Hinterlasse einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.Benötigte Felder sind markiert *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.